Bu yazıyı sabaha karşı yazıyorum… Uyuyamadım çünkü.
İngilizce konuşulan bir coğrafyada…
Bir işçi, kuzey yarım kürenin ücra bir yönünde
Eşiyle yaşamaktadır. Adam da 59 yaşındadır.
Koca sahildeki eski akşam bir gün…
Su samuru gelir. Tek.
Adam ilgilenir ve beslemeye başlar.
Kendine göre normâl, insana göre sevimli olan
Bu fok kılıklı hayvancığa adama giydirilir.
İşe gitmeden yemeğini organize eder…
Sadece taze balık yiyen samurun masrafına…
Adam dayanamaz. Karısı da söylenmeye başlar.
Soğuklarda balığa çıkar. Kel kafası üşütür…
Ama adam samuruyla neşeli mutludur.
Hatta sadık köpeği küser.
Yedikçe güçlenen dişi samur
Açılmaya başlar.
Sonunda eve iri bir erkekle döner.
Belli ki canı bir şeyleri istemiyor.
Adam üzülse de gerçeği kavrar.
Çıtır küne döner.
Samur erkeğiyle açılır gider.
Belgesel de burada biter.
Bu niye mi yaz?
Her erkek biraz çocuktur.
Yaşa başa dönmek.
Bir de…
Etraf tarafı…
“Kaç yaşında adam oldun”
“Artık yarışması, bırakın…”
Demiyor mu?..
Çıldırasım geliyor.
Yaa bırak adam nasıl mutlu oluyorsa…
Öyle olsun.
İçimizdeki çocuğu öldürmenin bir alemi yok!
Yok yâni, yok.
Yakın zamanda kapanmaması…
Bu yazıyı yazmayı unuttum.
Geldi ve yazdım.
Yazık oldu çocuğuma.
Vefat etti gitti.
Ne vizyonsuzlar var bilseniz.
Acımadan kelle koparan.
Ahh ah…



